Skip to main content

MediForum

Hoş Geldin, Ziyaretçi!

Sizler için oluşturduğumuz tüm hizmetlerden tam olarak yararlanabilmek için aramıza katılabilirsiniz. Siz varsanız, biz varız! Üyelikler ücretsizdir ve her zaman ücretsiz kalacaktır.

(Sadece ziyaretçiler tarafından görüntülenir.)

Hoş Geldin, !

Kayıt işleminiz başarıyla tamamlandı. Sitemizde üyelikler e-posta onaylı olduğu için hesabınızı onaylamanız gerekiyor. Kayıt olduğunuz e-posta adresinin gelen ya da istenmeyen (spam) kutusunu kontrol ederek hesabınızı onaylayabilirsiniz. e-Posta gelmediyse veya farklı bir sorun yaşıyorsanız bizimle İletişim sayfasından irtibat kurabilirsiniz.

(Sadece hesabı aktif edilmemiş kullanıcılar tarafından görüntülenir.)


Konu

Star #1
UMUT IŞIKLARI

Herkesin bir hikayesi vardır. En azından ben buna inanıyorum. Benim hikayem 28 Kasım 2008 yılında diyabet tanısı almamla başladı. 6. sınıfa geçtiğimde kısa sürede çok kilo vermeye başlamıştım, zaten iştahı iyi olan bir çocuk değildim hepten iştahım kapanmıştı. Neredeyse  hiçbir şey yemiyordum. Çok su içiyor çok idrara çıkıyordum. Önce bunları pek önemsemedik. Sonraki günlerde kilo vermem çok belirgin hale geldi. Gece bile sürekli idrara çıkıyordum, bu bazen 9-10 defayı buluyordu. Yemek yemiyor, kendimi çok yorgun hissediyordum, sürekli karnım ağrıyordu, okula gidince anlatılanları anlayamıyordum duramayıp eve geri geliyordum. Hastaneye gitmeden önceki gece hiç uyuyamadım, sürekli tuvalete gittim, midem çok bulanıyordu, sabaha kadar kustum ve nefesim o kadar kötü kokuyordu ki(sonradan öğrendim kokunun aseton kokusu olduğunu) Babam sabah olunca hastaneye götürecekti beni, kahvaltı hazırlandı, benim iştahım yoktu tabii bir şey yiyecek durumda da değildim.

Annem bir bardak çaya 6-7 tane şeker koydu enerji olsun diye. Bana içmemi söyledi, içemedim o haldeyken.( iyi ki de içmemişim tabii)  babamla hastaneye yürümeye başladık o kadar kötüydüm ki “nefes alıp vermekte çok zorluk çekiyordum ve çok yorgundum babama yetişemiyordum. Sanırım o anı hiç unutmayacağım, nefesimin kokusu hala aklımda ölecek gibi hissediyordum. Hastaneye vardık doktora şikayetlerimi söyledik. Hemşireler kiloma baktı, 21 kiloydum,  6. Sınıfa gidiyordum ve 21 kiloydum (iskelet gibi). Sonra birkaç tüp kan aldılar, en son da kan şekeri bakacağız dediler. Parmağımı delip kan aldılar ve küçük bir makineye okuttular. Sonuç 598’di kağıda yazdılar. Doktorun yanına gittiğimizde babama: “Kızınızda şeker çıkmış, onu acilen üniversite hastanesine götürmelisiniz.” Dedi. Sonra babamla arabaya binip hastaneye gittik. Canım şeftalili meyve suyu çekiyordu. Babama; “Bana alır mısın ?” diye sordum. Uzun zamandır bir şey yiyip içmiyordum ve bana” sen yeter ki bir şey ye iç biz sana her şeyi alırız.” diyorlardı. Ama babam; sonra alırım dedi, yani bana almadı nedenini anlayamamıştım. Orda da acile gittik yine kan aldılar, rapor yazdılar raporda “kan şekeri yüksekliğine bağlı diyabetik koma” yazıyordu. Komaya girmiştim, bu sözcük çok tuhaf,  kötü ve üzücü bir şeymiş gibi gelmişti bana. Servise yatırdılar beni hem annemde geldi sonra. Doktor geldi kaldığım odaya “senden kan gazı alacağım.” dedi. Kocaman bir iğnesi vardı. Karnımı açtı ve pantolonumu biraz sıyırdı, femoral arterimden kan aldı. İlk defa kan alınırken canım bu kadar yanıyordu. Doktor orada anneme ve babama: “ Bu çocuğu öldürmüşsünüz öyle getirmişsiniz.” diye kızdı. Çok üzülmüştüm annemin ve babamın bana ne yaptığını anlayamamış duyduğum sözlerin şokunu yaşıyordum.

Sanırım yemek vakti gelmişti, hemşire odadaki tüm çocukları hemşire odasına doğru çağırdı. Sonra elime bir kalem şeklinde iğne ve iğne ucu verdi. Kolumu açtı ve kolumun bir tarafına dokunarak buraya şu iğneyi yapacaksın dedi. Ne ? diye sordum anlayamamıştım. ”Ben yapmayı bilmiyorum.” dedim. Şoka girmiştim ve korkmuştum. Kendime nasıl iğne yaparım diye düşündüm. Gözlerim doldu ama ağlayamadım. Ağlamaya bile gücüm kalmamıştı. Mecburen aldım iğneyi gösterdiği yere yaptım, ilk kez kendime iğne yapıyordum canım yanmıştı. Uzun zamandan sonra ilk kez yemek yedim. Özlediğim bir duyguydu yemek yiyebilmek. Hastanede ara öğün diye bir şey vardı. İlk kez duymuştum. Şekeri ölçüyorlar, iyi çıkanlara ara öğün veriyorlardı. Odadakilere 2 ince ekmek dilimi içine beyaz peynir ve zeytin koymuşlardı, kokusu hala burnumda o kadar güzel kokuyordu ki canım çok çekiyordu. Benim şekerim ilk zamanlar hep yüksek çıktığı için ara öğün vermediler bana. Şekerimi nasıl iyiye normale getireceğimi bilmiyordum, sordum:” Merdivenlerden in çık düşer.” dediler. Bende başladım merdivenlerden inip çıkmaya. Ama nasıl inip çıkıyorum, hastanenin 6. Katında yatıyordum tam 6 defa inip çıktım, peynir, zeytin ve ekmek için. Hala bile bu koku bana gelince mutluluk duyarım, onu yiyebilmek için verdiğim emek gelir aklıma. Sonra şekerimi ölçtük, normale dönmüştü, benden mutlusu yoktu. Ekmek arası peynir zeytin verdi bana yanında bir de süt. Öyle güzel yiyip içtim ki ömrümde hiç bu kadar güzel bir şey yememiştim sanki.

Annem, en küçük kardeşim daha 5 aylık olduğu için onu evde bırakıp yanımda kalamıyordu. Refakatçim babaannemdi. Babaannem de diyabetliydi, tip 2 diyabetli(tabii o zaman bilmiyordum diyabetin türleri olduğunu) o da iğne yapıyordu kendine, hastanede benim de şekerimi ölçün, bana da ara öğün verin diyordu hemşirelere. Günler böylece geçiyordu hastanede o zaman bize hiç eğitim vermediler, sadece taburcu olacağım gün, baş hemşirenin odasına gittik babamla, hemşire bana şeker ölçüm cihazı hediye etti.(Hediye etti diyorum çünkü vermesi gereken bir şey olduğunu bilmiyordum,  bana özel sanmıştım.) bununla her gün aç karına ve tok karına kan şekerini ölçeceksin deyip bir de kan şekerimi yazacağım bir defter verdi. Buna da ölçümleri yazacaksın dedi. Orada birkaç broşür vardı onları da aldım yanıma ve hastaneden ayrıldık.  Özlemişilerdi beni evdekiler özellikle de annem, “ evimizin neşesi geri geldi.” dedi bana. Sonra annem yıkayıp temizledi beni hastanede banyo yoktu da. Yemek vakti geldi, annem bana tuzsuz tavuk yapmıştı (neden tuzsuz yaptı bilmiyordum artık hep tuzsuz yemek yiyeceği sandım) yanına birazcık da ekmek verdi, bu benim yemeğimdi.

Ama önce şekerimi ölçmem gerekiyordu, ölçtüm sanırım pek iyi değildi. Üzüldüm(şekerim yükselince hep üzülürdüm.). Sonra iğnemi yaptım herkes bana bakıyordu şaşırmışlardı.” Sen nasıl kendine iğne yaptın acımadı mı?” diye sordular yüzleri acıyla buruşmuştu. Sesimi çıkarmadım yemeğimi yedim.  Ölçümlerimi yapıyor ve sürekli yazıyordum her 3 ayda bir kontrole de gidiyordum. 1 yıl boyunca hep kontrollerime gittim. Sonra tatsız bir olay oldu ve babam beni kontrollerime götürmedi. 2 yıl boyunca hiç kontrollerime gitmedim. Kollarıma ve bacaklarıma yapıyordum iğnemi ve hep gösterdikleri yerlere yani pek değişik bir yere yapmıyordum, haliyle sürekli aynı bölgeye yapmaktan kolum ve bacağım şişmişti. Ergenliğin de etkisiyle değişmeye başlamıştım, kan şekerimi ölçüyordum pek, okula gidince de kantinden bana zararlı olan şeyler alıyordum. Arkadaşlarım da onlardan alıyordu (Sanırım kendimi onlardan biri gibi hissetmek için yapıyordum bunu.) ve bunları yemekle kalmıyor, birkaç defa okulda iğne yaptığımda bana kötü bakıyorlar ve beni sürekli hasta gözüyle görüyorlar diye, hatta bazıları dalga geçiyor diye iğnemi yapmıyordum.

Böyle devam edince ben de artık okulda iğne yapmadım. Başlangıçta iğne yapmadığım için sürekli yüksek şeker belirtileri yaşadım, kendimi kötü hissettim ama bir süre sonra vücudum buna alışınca umursamamaya başladım. Hastaneden aldığım broşürlerim vardı arada açar okurdum, birçok şeyi oradan öğrenmiştim. Mesela diyabetin birkaç türü vardı, insülin kollar ve bacaklar dışında karına da yapılabiliyordu, iğne yaptığım yerler şişmesin diye yerlerini sürekli değiştirmeliymişim ve daha birçok şey ama uyguladığımı hatırlamıyorum. Aslında o zamanlar sahip olduğum hastalığın adının diyabet olduğunu bile bilmiyor, şeker hastalığı diye biliyordum. O zamanlar bitkisel yöntemler çok popülerdi. Babam birçok bitki getirir kaynatır suyunu içirirdi bana, tatları o kadar kötüydü ki midemi bulandırırdı, ağlardım içmek istemezdim, zaten içtiğimde de şekerim düşmezdi ki. Aslında ailemi de anlıyordum onlar için de çok zordu insülin dışında bir şeyin çocuklarına iyi gelememesi başka bir çarenin olmaması onları üzüyordu. Derken ben liseli oldum artık yeni bir arkadaş çevrem vardı. Günler güzel geçiyordu fakat şekerim çok kötü gidiyordu. Her ölçtüğümde kötü sonuçla karşılaşıyordum ve üzülüyordum,  çok zaman bu durumla karşılaşmak beni yoruyordu, ağır geliyordu. Bende kızıyordum kendime” bir daha şekerimi ölçmeyeceğim, zaten hep kötü çıkıyor.” deyip pek ölçmüyordum.

Şeker aletimin bile beni üzmeye çalıştığını düşünüyordum. Ah sonradan anladım beni üzen şeker aletim değildi. Ben kendi kendimi üzüyordum ve bunu kendime dikkat etmeyerek,  iyi bakmayarak, kötü olan şekerimi öylece bırakarak yapıyordum. Tabii o sırada okulda da çok kişiye diyabetli olduğumu söyleyemiyordum, utanıyordum. Bir gün babama bir telefon geldi diyabet semineri olduğunu söylediler, siz de çocuğunuzu alıp gelin dediler. Çok şaşırmıştım uzun zamandır diyabetle ilgilenmemiştim, kontrollere de gitmemiştim,  heyecanlıydım, nasıl olacak ve ne diyecekler diye merak ediyordum. Oraya gittiğimizde benim gibi benden küçük, büyük çok kişi vardı, bu kadar diyabetli olduğunu bilmiyordum. Doktorlar hemşireler vardı, sırayla çıkıp konuşmalar yaptılar çok güzel eğitim verdiler. Doktor gelip başımı okşadı kaç yıldır diyabetli olduğumu şekerimin nasıl gittiğini falan sordu. Cevap verirken utanıp çekinmiştim çünkü kendime iyi bakmıyordum. Seminerden sonra oturup düşünmeye vaktim oldu.” Bu böyle gitmez, her şey kötü gidiyor ve ben bir şey yapmıyorum, bunu düzletmeliyim.” Dedim. Hafta içi bir gün anneciğimle birlikte hastaneye gittik. Gitmeyi istediğim doktorun randevusu doluydu bizde oradaki başka bir doktora gittik, doktor bana; ne kadar süredir diyabetli olduğumu sordu ve şekerlerimi yazdığım defterini ver dedi. Çok utanarak benim defterim yok dedim.

Doktor bana kızdı.” ben burada günde 100 hasta bakıyorum senin gibi defter tutmayanlarla ilgilenemem.“ dedi. Acımasızca davranmıştı bana hem çok utanmış hem de üzüntüden boğazım düğümleniş bir şey diyememiştim. Odadan çıktık ağlayıp anneme sarıldım koridorda o sırada yanına gitmeyi istediğim doktor bizi gördü ağlama nedenimi sordu söyledim sonuçların çıkınca benim yanıma getir dedi. Biraz rahatlamıştım. Annem de çok üzülmüştü, canım annem kendini suçlu hissediyordu, doktor yanıma getir deyince annemde bir nebze rahatladı. Sonuçlar çıkınca doktorun yanına gittik sonuçlarımı bana açıkladı HbA1c diye bir sonuç vardı. kan şekerinin 3-6 aylık ortalamasını gösteriyormuş. Benim ki 10 çıkmıştı. Yani şekerim 275 civarında seyretmişti bu çok yüksek bir rakamdı benim için. Kan şekerim yeniden düzenlensin dozlarım ayarlansın diye ve diyabet eğitimimi tamamlayayım diye hastaneye yatırıldım. Sabah da 24 saatlik idrar toplamaya başlayacaktım. Servise gittiğimizde orada diyabet eğitim hemşiresinin odasına gittik. Güler yüzlü bir şekilde karşıladı bizi tanıştık bana birkaç soru sordu ne kadar zamandır diyabetli olduğumu bilgi düzeyimin ne kadar olduğunu sorguladı, insülin yaptığım yerleri kontrol etti şişen yerlerimi gösterdi neden şiştiğini söyledi, her gün eğitim vereceğini birlikte güzel bir şekilde bu işi yürütebileceğimizi söyledi.

Benimle ve annemle konuşma şekli çok güzeldi, umut vermişti bana, çok kanım ısınmıştı hemşireme. Hastanede kaldığım oda 8 kişilikti içindekilerin hepsi diyabetliydi aralarında 3 aylık bebek bile vardı. Doğumdan hemen sonra diyabet tanısı almış, uzun zamandır hastanede yatıyordu. Bu beni düşündürmüştü acaba hiçbir şey bilmeden çok küçükken diyabetli olmak mı daha iyiydi yoksa biraz daha büyüdükten sonra mı olmak daha iyiydi? Sanırım sonradan diyabetli olmak daha iyi çünkü bir şeyleri yaparken anlayarak yapıyorsun kendin yapabiliyorsun oysa küçükken birine ihtiyacın var hep. İlk günün sonunda sabah 24 saatlik idrarımı vermeye başladım. Eğitimlerim de başladı o gün neden 24 saatlik idrar vereceğimi sordum, şeker böbreklerimi etkilemiş mi öğrenmek içinmiş. Ya böbreklerimi etkilemişse ne olacak dedim, bana diyabetin komplikasyonlarını anlattı böbreklerimiz de şekerden hemen etkilenirmiş. Hatta bu böbrek yetmezliğine bile gidebilir diyaliz görmek zorunda bile kalabilirmişim. Tüm bunlar korkunç geliyordu. Kendime ne kadar da kötü bakmışım, dua etmeye başladım “inşallah böbreklerime bir şey olmamıştır” diye diğer gün topladığım idrarı laboratuvara verdik sonuçlar çıkınca doktorumun yanına gidecektik heyecanlıydım. O zamana kadar diyabet eğitim hemşirem bana ve aileme eğitim vermeye devam ediyordu, benimle birlikte aileme de eğitim vermesi çok hoşuma gitmişti.

Ailemde artık benimle ilgili şeyleri biliyor olacaklardı, bu çok güzel bir şeydi. Hemşiremi çok sevmiştim, onunla konuşmak güzeldi,  söyledikleri kendimi iyi hissettiriyordu. İdrar sonuçlarım çıkmıştı doktorumun yanına gittik. Bana “böbreklerin şekerden biraz etkilenmiş, protein kaçağı başlamış, eğer kendime dikkat etmez iyi bakmazsam durum kötüye gidebilir.” dedi fakat iyi bakarsam düzeltebilirmişim. Korkmuştum ama umut hala vardı, düzeltebilirdim kararımı vermiştim bundan sonra kendime çok dikkat edecektim, öyle düşünüyordum. Benim nefroloji doktoruna gitmem gerekiyormuş böbreklerim için gittim değerlerime bakıp bana ilaç yazdı düzenli olarak bu ilaçları kullanmamı ve her ay kontrole gelmemi söyledi. Bir organımı kaybetme düşüncesi bana çok ağır gelmişti. Eğitimlerim bitmiş kan şekerim düzene girmişti. Hemşirem anlattıklarını çok iyi anladığımı söyledi. Ve bana diyabetli çocukların bir kampı olduğunu söyledi gelmek isteyip istemediğimi sordu. İstediğimi söyledim, gidiş tarihini  falan söyledi çok mutlu olmuştum, böylece hastaneden ayrıldık. Eve geldikten sonra kendime iyi bakmaya başladım, kan şekerimi sürekli ölçüyor, ölçümlerimi yazıyordum, ne yediğimi ne kadar yiyeceğimi biliyordum ve ona göre insülin yapıyordum. Şekerim yükselince dozlarımı nasıl yükselteceğimi, kan şekerim düşüp yükselince neler hissedip neler yapabileceğimi artık iyi biliyordum spor yapıyordum. Hemşirem iyi ki bana bu bilgileri vermişti çünkü böyle bilgili bir şekilde kendime iyi bakmak hem rahat hem de mutlu ediyordu beni. Tabii kamp hayalleri kurmaya da başlamıştım ve hayal kurmak harika bir duyguydu. Kendimi artık iyi hissediyordum mutlu olmuştum sürekli gülümsüyordum değişmiştim ve bu değişim çok iyi bir değişimdi. Ve bu değişimde doktorumun ve diyabet eğitim hemşiremin büyük rolü vardı. İyi ki karşılaşmıştım onlarla. 3 ay geçti aradan kontrole gittim tek başıma gelmiştim kontrole bu büyük bir şeydi artık ailem beni getirmek zorunda değildi bunu da kendim aşmıştım iyi hissettiriyordu bu.

Kan verdim çok heyecanlıydım acaba HbA1c’m kaç çıkacaktı? İlk kez kendime bu kadar güzel bakıyordum ve sonucunu merak ediyordum. Bu sonucu beklemek güzeldi açıkçası. Doktorumun yanına gittim kan şekerimi tuttuğum defterimi gösterdim, tebrik etti beni şekerlerin çok güzel gitmiş dedi. Sonuçlarıma baktı ve bir şey söylemeden ayağa kalktı bana doğru geldi ve beni alnımdan öperek, tebrik ederim kendine çok iyi bakmışsın HbA1c’n 6 çıkmış dedi. Nasıl sevindim anlatamam gözlerimi tutamadım sevinçten yağdı gözyaşlarım. Hemşiremin yanına gittim sonra, mutluluğumu onunla da paylaştım çok sevindi tebrik etti beni bunu başarabileceğimi biliyor olduğunu söyledi. Bana kalçadan nasıl iğnemi yapacağımı da gösterdi anlattı bundan sonra gece iğnem daha az ağrılı olacaktı. Bu kontrolüm hayatım için dönüm noktası oldu ve en mutlu olduğum anlardan biri olarak hafızama kazındı. İnsanın kendine iyi bakması o kadar da zor değildi bunca zaman kontrole gelmediğim için üzgündüm fakat artık iyiye gidiyordum ve bu diyabet ekibi sayesindeydi. Sanırım hep şunu söyleyeceğim iyi ki diyabet eğitim hemşiremi ve o ekibi tanıdım. Böbrek kontrollerim de iyiye gidiyordu ama ilaçlarımı her ihtimale karşı kullanmaya devam ediyordum.

Derken yaz geldi kamp zamanı yaklaşıyordu hazırlıklarımı yapmaya başladım öyle heyecanlıydım ki toplanma yerine gittik o kadar çok insan vardı ki benim gibi benden küçük büyük çok diyabetli vardı heyecanım daha çok artıyordu. Ailemle vedalaştım 2 kocaman otobüse hepimiz bindik yola çıktık. Kamp alanına vardığımızda prefabrik küçük evler vardı gruplara ayrılıp oralarda kalacaktık grubumuzla her grubun bir ablası ve abisi vardı. Orada çocuk ve ergenlerin hepsi diyabetlilerden oluşuyordu abi ablalarımızın bazıları diyabetliydi bazılarıysa değildi. Diyabetli olmayanlar gönüllü olarak kampa katılmışlardı. Kamp çok güzel bir yerdi.  Yüzme, oyun, eğitim(daha önce bilmediğim birçok şeyi orda öğrenmiştim.) dans, eğlence zamanlarımız oluyordu. Kamp çok eğlenceli geçiyordu. Başta ağlayanlar bile alışmış, kamp sonunda kimse evine gitmek istemiyordu. Orda olan tüm insanlar bizlerin daha iyi şekerlere sahip olması için ve diyabetimizle arkadaş olabilelim diye çalışıyorlardı. Orada diyabetli olup çok güzel şeyler başarmış olanlar vardı, bizlere iyi örnek oluyorlardı; maraton koşucusu vardı,  diyabetli olup diyabetlilerin doktoru olanlar diyabet eğitim hemşiresi olanlar, sporcular, dağda bisiklet süren bir abimiz vardı psikologlar diyetisyenler, ilaç mümessilleri, diyabet teknolojileriyle ilgilenen firma çalışanları… Çok insan vardı orada ve bizim için çalışıp didiniyorlardı. Bu çok güzel bir şeydi bende onlar gibi olmak, ilerde bende diyabetlilere yardım edip kamplara katılmak istiyordum onlar gibi, ya hemşire olacaktım ya doktor ya da psikolog ama bunların hangisi olursam olayım diyabetle hep ilgilenecektim. Kampımız bitmişti, ben kontrollerime gitmeye devam ediyordum en son böbrek kontrolüme gittiğimde böreklerimde hasar kalmamıştı, böbreğim artık ağlamıyordu onu güldürmeyi başarabilmiştim.

Canım böbreğim şekerimle barışmış onunla yeniden dost olmuştu. Bir dahaki kampa abla adayı olarak çağırıldım gittim benim için çok güzel bir duyguydu sonraki kampa da abla olarak gittim. Üniversite sınavına girdim hemşireliği tercih ettim amacım zaten diyabet eğitim hemşiresi olmaktı çünkü bir diyabetliye en çok dokunan onun hemşiresi, bir diyabetliyi en iyi anlayan da başka bir diyabetlidir. Ve diyabetli bir bireye en çok dokunanın ve onu anlayanın diyabetli bir diyabet eğitim hemşiresi olacağını biliyordum. Doğru kararı verdiğimi biliyordum, ben diyabet eğitim hemşiresi olacağım ve diyabetlilere umut olup onlar için elimden gelen her şeyi fazlasıyla yapacağım umarım. Sonraki kamp Bursa İznik gölündeydi oraya da gittim bu defa da çok güzel geçti ve burada hayatımın en güzel hediyesini aldım. Yüzme vaktinde nöbetçiyken hemşirem ve doktorum beni yanlarına çağırdı: “Büşracığım sana bir sürprizimiz var.” Dediler,  merak ettim,  nedir? diye sordum: “ Elimizde insülin pompası var ve biz bunu sana hediye etmek istiyoruz eğer kabul edersen.” dediler şoka girmiştim gerçek mi diye sordum, benim için çok büyük bir hediyeydi. Ve çok değerliydi ağladım sarıldım onlara teşekkür ettim. Pompayı kendime iyi baktığım için hediye ettiler ne kadar iyi insanlardı gerçekten benim yüreğime dokunuyorlardı, içimde umut ışıkları yakıyorlardı. Ve ben kendimi ilerde diyabet eğitim hemşiresi olacağım için çok mutlu hissediyordum ve herkes de bunu çok iyi başarabileceğimi söylüyordu. Derslerimde de diyabet hep geçiyor kimi zaman üzülüyorum çok hastalığa sebep olabileceği için ve bir gün bu hastalıklara yakalanacağım hissi korkutuyor beni.

Olsun ben kendimi iyileştirebileceğime inanıyorum. Lotus çiçeği misali ne kadar kötü şeyler yaşarsam yaşayayım üzerimden bunu atmayı başaracağıma inanıyorum, içimde umut ışıklarımı hiç kapatmıyorum sönmesine de izin vermiyorum. Ve bölümümü bitirince çalışmaya başladığımda da hem tüm hastalarıma hem de diyabetlilere umut ışığı olmayı hedefliyorum umarım olurum. Diliyorum ki umut ışıklarımız hep yanar ve her yeri aydınlatır. Benim hikayem, böylece başlayıp şimdilik yazdıklarım bitiyor ama biliyorum ki yaşadıklarım bitmeyecek. Umutlarımız yanacak yeşerecek büyüyecek sonra belki solacak ama ardında tohum bırakacak ve böylece umudumuz solsa bile hiç bitmeyecek. Hep devam eden umutlara…
Son Düzenleme: 22-01-2020, Saat: 17:37, Düzenleyen: PhD. Sabancı.
Cevapla
#2
Bir hayli uzun. Ama çok akıcı olduğu için uzun olduğunu sadece yazı bitmeye yakın kolum ağrıdığında anladımSmile

Duygularınızı çok güzel ifade etmişsiniz.

Şeker hastalığını, bu hastalığı olan bir çocuğun hissettiklerini sizin gözünüzden görmemiz mümkün değil.

Bu anlatılanlar gerçekten hem ders hem anı hem çok başka şeyler niteliğinde okunur.

Teşekkürler paylaştığınız için.
Uzman Acil Tıp Hemşiresi
Cevapla
#3
(21-01-2020, Saat: 10:19)Darkwatch Adlı Kullanıcıdan Alıntı: Bir hayli uzun. Ama çok akıcı olduğu için uzun olduğunu sadece yazı bitmeye yakın kolum ağrıdığında anladımSmile

Duygularınızı çok güzel ifade etmişsiniz.

Şeker hastalığını, bu hastalığı olan bir çocuğun hissettiklerini sizin gözünüzden görmemiz mümkün değil.

Bu anlatılanlar gerçekten hem ders hem anı hem çok başka şeyler niteliğinde okunur.

Teşekkürler paylaştığınız için.
Çok teşekkür ederim beğenmenize sevindim.😊
Cevapla
#4
Çok hoş bir anı olmuş. Bilgilendirici ve bir diyabetlinin gözünden hayat gibi.

Teşekkürler paylaştığınız için.
Cevapla
#6
Çok değerli bir anı olmuş
Hemşirelikte doktorasını yapmış ama sahadan kopmamış; araştırmacı, eğitimci, öğrenci, çalışan PhD. Hemşireyim. Eğitim ve deneyimlerimi hemşirelik yüksek lisans bloğumda paylaşıyorum.
Cevapla
#8
Ne kadar ayrıntılı anlatmışsınız.En zor, en üzücü, en mutlu ,başarma duygulu ve gurur dolu, bir çocuk için belki çok fazla sorumluluk yüklü ancak sonu iyi biten bir anı bu. Samimi anlatımınızla , duygu aktarımınızla kendimi yerinize  koyabildim. Bu anı , içinizdeki bu çocuğun hikayesi ömür boyu sizinle gelecek ve siz diyabet hemşiresi olduğunuzda sizin gibi hayatlara onların perspektiflerinden bakabilecek onların unutulmayan diyabet hemşiresi olacaksınız. Ben inandım, siz de inanın ☺️ Hayatta başarılar 🤗
Cevapla
#9
Yorumlarınız beni mutlu etti teşekkür ederim hepinize. Hastalıklar olmazsa sağlığın kıymetini iyi bilemeyeceğiz sanırım aslında kendime hasta demiyorum çünkü diyabet benim arkadaşım oldu. Sağlığımın değerini daha iyi bildiğimi düşünüyorum. Birlik olursak iyi çalışırsak pek çok insanın hayatını kolaylaştıracağız.Birlikte kalmamız dileğiyle 🤗
Cevapla

Bir hesap oluşturun veya yorum yapmak için giriş yapın

Yorum yapmak için üye olmanız gerekiyor

ya da

Task