Skip to main content

MediForum

Hoş Geldin, Ziyaretçi!

Sizler için oluşturduğumuz tüm hizmetlerden tam olarak yararlanabilmek için aramıza katılabilirsiniz. Siz varsanız, biz varız! Üyelikler ücretsizdir ve her zaman ücretsiz kalacaktır.

(Sadece ziyaretçiler tarafından görüntülenir.)

Hoş Geldin, !

Kayıt işleminiz başarıyla tamamlandı. Sitemizde üyelikler e-posta onaylı olduğu için hesabınızı onaylamanız gerekiyor. Kayıt olduğunuz e-posta adresinin gelen ya da istenmeyen (spam) kutusunu kontrol ederek hesabınızı onaylayabilirsiniz. e-Posta gelmediyse veya farklı bir sorun yaşıyorsanız bizimle İletişim sayfasından irtibat kurabilirsiniz.

(Sadece hesabı aktif edilmemiş kullanıcılar tarafından görüntülenir.)


Arkası yarın ; hemşirelik hayatım

Konu

#1
Merhaba,

Ben bir hemşireyim. 

Hemşirelik hayatım an itibari ile 11 yıl olmuş.

Sizlere arkası yarın şeklinde bu konu altında devam ederek hemşirelik meslek hayatımı anlatacağım.

Blog açmayı düşündüm, ayrı bir platformda yazmayı düşündüm hep bir yer aradım kendime ama kısmet buraya ve bugüne imiş.

Bazen arkadaşlarınız, aileniz, sevdikleriniz ile mesleki konuları konuşursunuz, daha doğrusu hayatınızın önemli bir bölümünü işgal eden meslek ve çalışma hayatı hakkında birileri ile konuşmak zorunda hissettiğiniz anlarınız elbette olur.

Dikkat ederseniz sizi en iyi anlayanlar meslektaşlarınız olur, iyi bir dinleyici meslektaş ise her zaman bulunmaz maalesef.

İşte yazma sebebim biraz da bu, ben burada yazıp sizler ile iyisini kötüsünü paylaşmak istiyorum.  Bu platformu seçme sebebim kurucular, kurucuların bloğunu hemşirelik hayatımın büyük bir kısmında takip ettim, okudum ve yararlandım. Dolayısı ile çoğu başarım yol göstermeleri ile oldu kabul ediyorum. Bu bağlamda mesleki hayatımı hem onlara hem size gene onların platformunda anlatacağım.

Her neyse... Sonuçta bahsedeceğim her şeyden....

Nelerden mesela;

- Okuduğum okullardan

- Çalıştığım birimlerden

- Okuduğum kitaplardan

- Takip ettiğim internet sitelerinden

- Uğradığım haksızlıklardan

- Kazandığım başarılardan

- Uğradığım mobinglerden

- Kısaca her şeyden........

Kronolojik olarak gideceğim ve bu günümüze geldiğimde gene zaman zaman yazmaya devam edeceğim.

Bu arada aklınıza takılanları araya girip sorabilir, macerama yön verebilirsiniz.


Hemşirelik fakültesine başlama

Sene 2006, Üniversite sınavı tam biz girecekken iki kısma yarıldı. Önemli bölümler ikinci kısımdan alınan puanla seçilebiliyordu. İlk bu sistem ile sınava giren biz olacaktık. Korkmuştum. Bazı umutlarım vardı hayallerim vardı mesleki anlamda ama bir sene daha sınava girecek kadar maddi manevi gücüm yoktu.  O yüzden bu tek atımlık kurşunu iyi değerlendirmem gerekiyordu.

Köy çocuğuyum ben, lise hayatım boyunca okuldan köye taşımalı eğitim yaptım . Bu arada o zamanlar hala var olan Yabancı dil ağırlıklı lise mezunuyum.

Lise de köye gittiğimde akşamları, tek derdim sınava hazırlanmak değildi, inek sağmak, arazide işte olan ailem için akşam yemeği hazırlamak gibi görevlerim rutin olarak vardı.

Bu durumun tek istisnası kış ayları ve yağmurlu günlerdi, bu zamanlarda ailem genelde evde olurdu ve bu işleri benim yapmama gerek kalmazdı. 

Bir şekilde sınava girdim ve bana göre güzel olan bir puan almıştım. Birinci kısımdan tercih yapacaktım ve puanım elbette çok yüksek değildi ama bana göre güzeldi. 

Amacım, 4 yıllık bir üniversite okumaktı. Atanabileceğim bir meslek seçmekti. Ama ne olursa olsun üniversiteye gitmekti, sonrasında bir şekilde çalışır ve köye geri dönmem diyordum. Çünkü zordu. Gerçi şimdi de köyde yaşamayı özlüyorum ama bu ayrı bir konu.

Ailem çok fazla tercihlerden ve mesleklerden anlayan bir aile değil, ama gene de desteklerini her zaman hissediyordum. Kararlarıma saygıları hep oldu ve hep destek verdiler.

Ben hemşirelik yazdım. Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Hemşirelik bölümü öğrencisi olarak hemşirelik eğitim hayatıma başladım..

Gayet güzeldi, maceraydı, çok çok farklı bir deneyimdi. İlk defa yaşadığım ilçe dışına çıkıyordum. Kendi il merkezime bile gitmemişken. 


Üniversiteye başlama

Dumlupınar üniversitesi güzeldir. Binaları yeni, büyük, amfileri olan bir üniversite ( o zaman çoğunda yoktu bu özellikler). 

Farklı idi elbette, yurt bulmam lazım dedim. KYK yurdu elbette bizim için uygundu. Özel yurt veya evde kalacak maddi durum da yoktu, manevi cesarette.

KYK sırasına girdik yedek olarak, o sürede misafir öğrenci olarak kalıp yedeğin gelmesini bekledim. İki haftaya yedek geldi ve nihayet yerleştik yurda. Güzeldi, internet kafesi, yemekhanesi, pidecisi, kafeteryası...... bana göre tam bir öğrenci cenneti idi. 

4-6 kişilik odalarda kalmak tabi ki buda benim için yeni bir durumdu.

Yeni arkadaşlar tanıyorsun, hikayeler dinliyorsun, hikayeler anlatıyorsun, aile yok, tek başına olacaklardan sorumlu olarak kendi kararlarını kendin veriyorsun. Harçlığını nereye kullanacağına ve nasıl kullanacağına sen karar veriyorsun. Bir bireysin; bağımsız ve tek. Bu aslında benim için çok eğlenceli idi. Bütün bunlar ile uğraşmak ve bunların heyecanı aile özlemini dahi bastırıyordu kimi zaman. Çünkü o kadar çok yeni şeyler var ki zaman su gibi akıp gidiyor bunları keşfederken.

Okul mesela, gidip 50 kişi aynı sınıfta ders dinliyorsun, hoca taaaa nerede kuş kadar sen oturmuşsun kocaman bir amfi, yani muaazamdı benim için.


Bundan sonrasında, hikayemde bu şekilde başlamış bir öğrenci hemşirenin nerelere kadar geldiğini, neler yaptığını göreceksiniz. Ben şunu söyleyebilirim. Bu kişi yaptıysa siz hayli hayli yaparsınız, okudukça bunu göreceksiniz.

Arkası yarın...............
Cevapla
#2
Devam edelim....

Şimdi üniversite hayatının büyüsü ile ders çalışma yada hemşirelikte gelecek ile ilgili düşüncelerim çok geç oluştu. Yeni bir ortama girmişim. Yeni arkadaşlar ediniyorum, aileden ayrıyım vesaire çok hoş duyguların bir arada olduğu bir dönem aslında. 

Bu süreçte ders varmış, başarılı olmakmış, ders dinlemekmiş aklımın ucundan geçmiyor. Varsa yoksa bu sürece ayak uydurma düşünceleri kafamda var. Mesela diyorum eve çıkayım, yurt hayatı iyi değil. Yüzlerce kişi var her birine uyum zor, ders çalışacağın ortam, duş almak yemek yemek hep bir sürü halinde yapılıyor. İlk zamanlar güzel geliyor ama sonraları artık bu biraz sıkıyor insanı.

Eve çıksak nasıl olur, kiminle çıkalım, eşyalar ne olacak, kira yurt aidatı hesabının yapılması vesaire aylarcada bununla uğraştım. Evet bir eve çıktım nihayetinde ama bu süreçte okuldan çok daha fazla kafamı meşgul etti. Sınav zamanı biraz çalışıyoruz, diğer zamanlar dersteyiz belki ama bu durumlar ile uğraşıyoruz, derken zaman ilerliyor.

İkinci sınıfa geçtiğimizde, okul duvarında bir ilan gördüm ERASMUS adı altında. 

Üniversite hayatımın önemli bir parçası ERASMUS

Bu program işte, sizi başka bir avrupa ülkesine gönderiyor, orada eğitim alıyorsunuz işin güzel tarafı eğitiminiz boyunca size hibe veriyorlar. Güzel bir uygulama ilgimi çekti çekmesine ama, bilmem nerenin bir köyünden gelip te Avrupanın bir şehrinde okula devam etmek.... Elbette kendime dedim ki, hadi yoluna git sen kimsin?????

Kafamı uzun süre meşgul etti bu tabi, ilanın başvuru tarihlerini de kafama kazımış olmam lazım ki, aklımda gidip başvurumu yapacağım. Başvuru koşullarına uyuyorum vesaire ama ingilizce ne olacak diyorum? Sonra diyorum ki ben yabancı dil ağırlıklı bir lisede okudum az çok ingilizcem var ama acaba hangi düzeydeyim?

Hazırlık sınıfında ingilizce görmüşüm aradan geçmiş 4 yıl hala hatırlıyor muyum?

İşin ilginç başka bir tarafı da şimdiki gibi elimizin altında internet bilgisayar yok. Hadi araştırayım, forumlara gireyim oda yok. En azından bende yok. Körlemesine daldım konuya bir deli cesareti başvurumu yaptım.

Bana dediler ki sizin hemşirelik bölümü ilk defa öğrenci gönderecek. Yani bir koordinatörünüz yok, olsa da yeni atanacak bu işleri tam anlamı ile bilemeyebilir, o yüzden bazı yazışma ve resmi olaylarda size koçluk edecek deneyimli koçunuz yok. Sizler evrak işlerine eğileceksiniz. Tamam yaparım dedim.

Öncelikle ingilizce yazılı bir sınava gireceğim, ardından belirli puan üstü alanlar ile sözlü mülakata gireceğim vesaire.....

Tamam dedik ve sınav günü geldim. Arkadaşlar abartmıyorum sınava girenler zaten sanki yurtdışından gelmiş tipler. Ben ise sınava girenlerin sınav salonlarını temizlemeye gelmiş biri gibiyim (yanlış anlaşılmasın kimseyi aşağılamıyorum) ama Avrupa yolcusu bir öğrenci edasında değilim.

Sınava girdik, çoktan seçmeli bir sınav, baraj 60 idi onu geçmişim. İşin güzel tarafı hemşirelik öğrencileri arasında erasmus isteyen ve bunlar arasında ingilizcesi iyi olan kişi sayısı az.

Dolayısı ile tüm bölümün 1-2-3. sınıfları arasından barajı geçen iki kişiyiz. İşin kötü yanı ise bir kişi gidecek. Listeler asıldı. Mülakat için iki kişiyiz. Tabi arkadaş beni buldu, kararlımısın gitmeye vesaire dedi. Ben de kararlı değilim dedim. Bir heves başvurdum buraya kadar geldim lakin gidebileceğimi, oralarda yapabileceğimi düşünmüyorum dedim. Tabi arkadaş bu muhabbet üzerine bir sevindi, yani tamam zaten istemiyor eledim bu arkadaşı kesin gidiyorum edası ile, ben o zaman hazırlıklarımı yapayım dedi.

Fazla konuşmadım, eve geldim. Dedim ki neden böyle söyledim. Hemen mülakat için araştırmalar yapmak üzere, bir internet kafeye gittim. NAsıl olur ne olur bir bakayım derken, çok fazla bilgi bulamasam da benim gibi bu konuyu yazan birine rastladım.

Şöyle diyor du;

Mülakat her kelimesi ingilizce ilerleyen bir mülakat, gideceğiniz şehir ile alakalı bilginiz olsun, Ülkenizi temsil edecek kadar ülkeniz hakkında bilginiz olsun ve bunları ifade edecek kadar ingilizceniz olsun. Mülakatta sorulan her soruda cevabı bilmeseniz dahi, ingilizce olarak soruyu anladığınızı ancak cevabı bilmediğinizi ifade edebilin. Sessiz kalmayın gibi öneriler vardı.

Ardından dediği gibi oldu, öneriler geçerli hala. 

Avrupa birliği serüveninde ülkemiz ne durumda bunları okudum biraz. Biraz Litvanya (gideceğim ülke) hakkındabilgiler okudum, nüfus, ne zaman Avrupa birliğine girmiş, yasaklar ne, işte okullar nasıl vesaire.

Mülakat günü geldi çattı;

Önce arkadaş girdi, sonrasında beni aldılar, sordular işte; neden gitmek istiyorsun? Sana bu erasmus ne katacak? Bu erasmus okulumuza ne katacak? Gideceğin ülke hakkında biraz bilgi verir misin? gibi sorulara yanıt verdim.


Bu erasmus benim ufkumu açacak, orada gördüklerimi üniversiteme aktarmaya çalışacağım, ülkemi temsil edeceğim vs vs konuştum elimden geldiğince.....

Bana dediler ki; önceki arkadaşın su gibi ingilizce konuşuyor ve daha önce yurt dışında yaşamış. Ama sen yeterli ingilizcen olsa da gelişmemiş ama gelişime açık birisin. Seni göndereceğiz. Amacımızın bir kısmı giden öğrenci yabancı dilini geliştirsin, hayatına yön versin. Diğer arkadaşın zaten bunlara biraz sahip ama sen hiç değilsin dediler ve sen gideceksin dediler. 

Çok şaşırdım, tamam dedim, teşekkür ettim çıktım. Hayatımın en kolay mülakatı oldu, torpil yok, mantıklı düşünen jüri var, araya adam sokmak yok.... Çok mutlu olmuştum.


Eve geldim, bana verdikleri yapılacaklar listesine göz atıyorum;

- Okullar arası yazışma yapılacak
- Dersler eşleştirilecek, ders kredileri uluslararası sisteme göre karşılıklı eşitlenecek ve kabul edilecek
- Hangi dersleri alacağın belirlenecek
- Karşılıklı protokol imzalanıp, davet mektubu gelecek
- Davet mektubu ile öğrenci pasaportu alınacak, bu pasaport ile Ankara konsolosluktan öğrenci vizesi alınacak
- Hibe için hesap açılacak, hibe yatana dek olan masraflar cepten karşılanacak
- Uçak bileti alınacak
- Uçağa binip gideceksin ve sana verilen adreste bekleyen kişiyi bulacaksın......


Listeyi yırtıp attım ve ertesi gün erasmus birimine gittim, ben gidemem bunları da yapamam dedim. Yedek gitsin ben vazgeçtim dedim. 

Görevli kişi sinirlendi, biz ne düşünüyoruz sen ne düşünüyorsun dedi, şimdi değilse ne zaman dedi, hayatın boyunca bunun pişmanlığını yaşarsın dedi. Sana kalmış dedi, sinirle bir form çıkardı imzala şunu dedi.

Şok oldum, hayatın boyunca bunun pişmanlığını yaşayacaksın cümlesi beni çok derin etkiledi.


......................


Arkası yarın.....
Cevapla
#3
Devam


Bu sözler ardından vazgeçmeyi bırakıp evrakları hazırlamaya koyuldum.

Öncelikle pasaport çıkardım. Aslında zor değil ama bilmemek kötü, yardımcı oldular sağolsunlar, öğrenci olduğum için öğrenci pasaportu verdiler ve harç ödemedim.

İyi dedim güzel. 

Sonra koordinatör hocamın yanına gittim oda yeni ve ingilizcesi az. Yazışmaları ben yaptım çoğunlukla hocam imzaları attı.

Ne yaptık;

Buradaki almak zorunda olduğum gelecek dönem dersleri ve kredilerini gideceğim okulun koordinatörüne bildirdim. O kendi üniversitesindeki dersler ile karşılaştırdı, bazı ekleme çıkarmalar oldu ve karşılıklı durumu kabul edip protokol imzaladılar ki ben orada okuduğum zamanlar yıl kaybım olmasın dersleri almış sayılayım diye.

Ardından onlar bana protokol yapıldı öğrenci gelebilir adında bir davet mektubu yolladılar. Ya da ben öyle sandım. Gideceğim zamana bir ay kala geldi bu ve ben Ankaraya konsolosluğa bu evrakla vize için gittim.

Belirli günler açıkmış, belirli saatler hizmet veriyormuş vesaire konsolosluğun kapısını çaldım ve beni ingilizce bir ses karşıladı ama zaten diyafondan gelen bir ses bir de benim ingilizcem o kadar güzel değil bir de onlarına aksamı araya girince anlaşamadım.

Anlaşamayınca içeri de almıyorlar, derken bir Türk güvenlik indi ve aldı beni sağolsun.

Evrakları verdim bekledim bekledim geldi ve dedi ki eksik bunlar, bu evrak sadece ön kamp evrakı. Bir aylık yani sana bir aylık vize çıkar işine yaramaz okuluna yaz ki evrak gelsin .....


Nasıl sinirlendim,

İçimden dedim ki buraya kadar ben gitmek istemiyorum, olmuyor, zaten bunaldım. .......

Çıkıp AŞTİ ye geldim dönmek için, vazgeçtim yani.....


Bu arada ön kamp dedikleri şu;

Sizi oraya gelen diğer ülkelerin erasmus öğrencileri ile bir kampa alıyorlar, bu kampta kültür, dil ve orada yaşam konusunda eğitim alıyorsunuz. Bu eğitimi sağlıklı şekilde tamamlayanlar ve uyum içinde olmayı başaran öğrenciler okullarına gönderiliyor.

Arkası yarın........................
Cevapla
#4
Soluksuz okudum ve devamını sabırsızlıkla bekliyorum 😊
Cevapla
#5
Peki devam edelim...

AŞTİ ye geldim kara kara düşünüyorum. Okulu felan da aradım ama yaz tatili açan eden yok, mail attım Litvanyadaki koordinatöre, dedim durum bu konsolosluk bana vize vermiyor vesaire anlattım. 

Otobüs bileti aldım ama öyle hemen anında dolmuş değil ki bu bulasın. 3 saat sonra kalkıyor otobüs. Neyse bir şeyler yiyeyim diye düşünürken. 

Telefonum çaldı...

Açtım, konsolosluk... 

Dediler ki; okulunuz bize fax attı evrağınızı gelin vizenizi alın. Elim ayağım titredi tabi, kapanmasına az bir zaman var hemen alel acele bir taksi ile doğru konsolosluğa..

Meğer mailimi görünce hoca hemen konsolosluk ile iletişime geçip durumu halletmiş. 

Pasaportu verdim, İstanbuldaki ablamında adresini verdim pasaport vize basılıp oraya gelecek, her şey mükemmel. Geldim otobüse de yetiştim,,, doğru memlekete..

Bir anda her şey yolunda gidince, bu kez de dedim ki. Demek ki olması gerekiyor, keyfim yerine geldi yani...

Hazırlıklar başlasınnnn ver elini Litvanya.....

Devamı yarın....
Cevapla
#6
Heyecanlıydım elbette,

Bu arada ailem istemez sanıyordum ama git dediler, çok da şaşırdım.

Pasaportum İstanbuldaki ablamın evine gelecekti ve bende gidiş zamanı yaklaşınca İstanbula geçtim. Pasaportum gelmiş, vizem hazıri gidip bilet aldım en güzel tarafı neydi biliyormusunuz?

- Biletimi tek yön almak Smile

Ablam beni yolcu etti ve doğruca Listvanya, ilk önce Kaunas denen ilçesine vardım, Orada havalimanında beni bekleyen bir hocam vardı ve beni alıp diğer erasmus öğrencilerinin geldiği kampa götürdü.

Bu kamptan bir sonraki yazımda bahsedeceğim. Ama kamptali kişiler, Alman, Danimarkalı, İngiliz, İtalyan, Amerikan, Türk öğrencilerden oluşuyordu.. Rüya gibi bir öğrenci topluluğu....

Şuraya bir Kaunas bırkalım..

[Resim: km_013-990x556.jpg]




Bu şehir benim ilk yurtdışı şehrimdi.

İnanılmaz derecede eğlenceli bir ay biri bekliyordu.

Bu kampta, kültürel turlar, eğlence, dil eğitimi, adaptasyon eğitimi vardı ve oldukça güzel programlanmış bir kamptı.

Arkası yarın............
Cevapla
#7
Erasmus ön kampı

Belki gitmeyi düşünenleriniz veya gidenleriniz olabilir o yüzden bu ön erasmus kampından bahsetmek istiyorum.

Tüm erasmus öğrencileri (Ülkeye gelen hepsi), bir ön kampta toplanıyor elbette o dönemkiler. Yaklaşık 30 kişilik bir grup düşünün, ve bu grubun farklı farklı ülkelerden olduğunu düşünün...

İlk akşam bir kültür yemeği yaptılar, daha gelir gelmez, bize aslında mail atmışlardı, ülkenizi yansıtan bir yemek yanınıza alın diyeSmile

[Resim: haberler_5ab37cba8ea9c.jpg]



Aşağı yukarı şöyle bir ortam oluyor.


Ya tabi ben utangaç bir insanım zaten (o zamanlar), elime almışım bir sarma, bir çörek, bizim oranın sacüstüsü, haşhaşlıları; ne için aldığımıda bilmiyorum.... Dediler ama ne için onu söylemediler yada ben heyecandan okumadım bile...

En kötü yerim demişimdir.

Buna benzer bir masaya çıkardıklarını görünce şaşırdım tabi, neyse koydum Türkiye kısmına, 3 kişiyiz bu arada Türkiyeden......

Bu yemekten sonra bir kaynaşma, tanışma vesaire oldu.

Sonrası işte misafirhanede konaklama ve ertesi gün program açıklandı..

30 gün sürecek dediler, 

- Litvanyaca dil eğitimi
- Kültür gezileri
- Spor ve eğlence aktiviteleri

İnanılmaz dolu bir program......

Sabah 6 da ayaktasınız, sınıfa geçiyorsunuz ders ders ( dil dersi ama eğlence çok fazla) ; düşünün bir ingiliz, bir fransız ve bir Türk ü bir sınıfa koyarsanız ne olur.....

Haftanın en az 2 günü kültür gezisi, en az 2 günü spor aktivitesi... Bu günlerde ya ders yok ya da az var....

Hep beraberiz...

Bu süreçte, bir karavan şehrinde kalıyoruz, arkamız orman, şehir sakin..... Karavanlarımız temiz.. Herkes kendi yemeğini yapıyor....

[Resim: LwXRAlhFis9ul3urEOIOt2xKpxxNpYdMCwnpGSU6...Eh3vjDNt_s]


Böyle bir yer aşağı yukarı kaldığımız yer ve karavanlar....


Dil eğitimi de güzel gidiyor....

Aş esu arkasıyarınSmile Benim adım arkası yarın Litvanyaca da....


Güzel yani....

Arkası yarın...
Cevapla
#8
Arkası yarın dedik hafta olmuş. 

Ülkemizde durum malum, yoğunuz. 

Devam edeyim. 

Şimdi, dil eğitimi şöyle oluyor. Size o ülkenin dilinin kursunu veriyorlar da bunu elbette ingilizce anlatıyorlar. Zaten sınıf dünyadan herkes ile dolu olunca ve ders dili de ingilizce olunca sizin yabancı dil çok gelişiyor. 

30 günde dil öğrenilmiyor belki ama, gerçekten çok gelişiyor ingilizceniz ve o ülkenin dili ise kendinizi idare edecek kadar oturuyor. 

Sonuç; 3 lisan bilen insan oluyorsunuz. Harika değil mi?

Bu 30 gün boyunca yaşayacağınız aktiviteler ve bunların dünyanın her yerinden yaşıtlarınız ile olması başka bir duygu. 

[Resim: 2014-08-17_14-24-05_192.jpg]


Şöyle ormanlar var ve bu ormanlarda bisiklet turu organizasyonları yapıyorlar. 

Unutmadığım diğer aktivite kano idi. Uzun sakin bir ırmakta kano ile tam 6 saat yolculuk yaptık. Yolculuğun sonunda ormanda dev ateşlerde mangal bizi bekliyordu. Ardından bir köy evinde konaklama ve ülkenin tarihi köylerini de görme şansımız oluyordu. 

Bunun yanında savaş müzeleri. Hayvanat bahçeleri. Tarihi alanlar vesaire gidebileceğiniz her yere götürüyorlar. 

Unutulmaz bir ayın ardından. Belgeleri alıp okulların açılması haftası bana adrwsi verdiler ve otogara bıraktılar. 


Okulum örneğin ankara da ben çorumdayım. Öyle düşünelim. Bunca zaman kalabalık ve yardımcı olan insanlar ile dolu bir alanda idim. Ama o gün beni bir otogara bırakıverdiler. 

Nasıl giderim ne yaparım. Arkadaş bir otobüs bileti alında bindirin değil mi. 😇


Otogara girdim. Elimde adres var hiç unutmam debrecene 25. 

Otobüs bakarken bir adam yanaştı. Nereye gidiyorsun diye. Allahım dedim nereden çıktı bu. Şu bu derken ben seni götüreyim dedi. Otobüs parasına taksi konforunda ve daha hızlı 🥱

Ben şok. Devamı gelecek....
Cevapla
#10
Peki devam edelim o zaman ;

Şimdi Litvanya'da bu adamlar özel taksileri ile şehirler arası yolculuk yaparlar imiş.

Araç mercedes, ve otobüs fiyatına beklemeden götürüyor. Kabul ettim önde tek oturmak şartı ile...

Biraz bekledik arkaya da 3 yolcu alıp yola çıktık.

Gayet güzel bir yolculuk oldu. Normalde bir yerde bırakırmış şehire gelince ama en son beni adresime kadar bıraktı....

Kalacağım yurda geldim sonunda ama in cin top oynuyor adeta hava kararmak üzere ve yurt sanki terk edilmiş bir yer gibi....


[Resim: Klaipeda%2C_commieblocks_of_Debreceno.jpg]



Kaldığım yurt burası adresi hala ezberimdeSmile


Çok eski geldi bana evet, biraz hayal kırıklığı yaşadım aslında. Hemen Kaunas taki hocamı aradım dedim kapalı bu yurt. Olmaz öyle şey dedi. Biraz bekle dedi ve bir müddet sonra görevli bir teyze beni kapıdan aldı. Aynı Adile Naşit gibiydi...

Yabancı öğrenciler için ayrılmış odama yerleştirdi beni. 

Yurtta normalde odaları 4 kişilik, ortak banyolu bir yurt aynı bizim eski KYK lar gibi şimdide aynıdır belki KYK lar bilmiyorum....

[Resim: DSC_4241_1_3.JPG]



Odam burasıydı, sade ve yeterli idi benim için.....

Bundan sonra artık burada kalacak ve okuluma gidip gelecektim. Bu arada bu yurt ücretsiz idi. Ben seçmedim yani, kendileri verdi....


O gün bir duş alıp dinlendim ertesi gün pazartesi idi ve yurt kayıtları için gelen yüzlerce öğrenci vardı. Biraz sosyalleşmeden sonra okula bakmaya gittim....

Bu arada herkes cana yakın idi...


Okulun merkez binası burası;

[Resim: 1200px-Klaip%C4%97dos_valstybin%C4%97_ko...ltetas.JPG]



Ancak bunun hemşirelik bölümü farklı bir yerde, aslında daha güzel ve şehrin içinde kalmış tarihi bir bina idi, 


[Resim: klaipeda-university.jpg]


İşte burası o kadar güzeldi ki anlatamam.....


Tarih çok güzel burada olmak harika.....


Ben aslında içine kapanık biriydim, bunları gördükçe ufkum genişlemekte, kendime güven gelmekte idi. Bambaşka biri olmaya başlamıştım; sosyal, soru soran vesaire....

Böyle başladı eğitim hayatımın yurt dışı ayağı.....


Devamında dersler ve stajlardan konuşuruz.....
Cevapla

Bir hesap oluşturun veya yorum yapmak için giriş yapın

Yorum yapmak için üye olmanız gerekiyor

ya da
Task